• finecoaching

"Tükenmeden" Alın: Şefkat (1. Bölüm)

En son güncellendiği tarih: 1 Ara 2020


Hayatınızı gözden geçirin, bir dakika kendinize izin verin. Genelde sizi destekleyici bir hayatınız mı var zorlayıcı mı?..

Neden bazı günler geçmek bilmezken bazıları ise su gibi akıyor?

Cevabı sorunun içinde saklı. Üzerine biraz düşünelim mi?..

Hayatta aşina olduğumuz ya da henüz aşina olmadığımız durumlarla karşılaşıyoruz. Durumları iyi ya da kötü yerine bu şekilde tanımlamayı tercih ediyorum. Çünkü kelimelerin algımıza, anlayışımıza, doğal olarak tepkilerimize ve yaşam kalitemize etkisi oldukça büyük.


Aşina Olma Hali

Aşina olma hali, durumun kabullenilmiş ve tanıdık dolayısıyla güvenli olduğunu anlatıyor. İnsanın en temel ihtiyaçlarından biri güven duygusudur. Öyle ki, günlük hayatta sık sık kullandığımız selam sözcüğünün etimolojik anlamı Nişanyan Sözlük’te “1. sağ ve sağlam olma, 2. sağlık, selamet, barış, güvenlik; selam sözü” şeklinde belirtilmiştir. Demek ki selam verirken ya da söylerken, hem çevremizdekilere güven duygusu iletiyoruz hem de güvenli bir ilişki yaratıyor ya da bu ilişkiyi devam ettiriyoruz.

Durumların güven vermesi kişinin açık olmasını sağlar. Sevdiğiniz biriyle karşılaştığınızı düşünün, sarılmak için kollarınızı açarsınız değil mi?

Dilimizde “kol açmak, kol kanat germek” deyimlerinin ve “kollamak” sözcüğünün “korumak, dostluk göstermek, yardım etmek…” anlamlarına gelmesinin güvenle direkt bir ilişkisinin olduğunu düşünüyorum. Çünkü fiziksel olarak açık olmak, vücudun kendini güvende ve konforlu hissetmesi için önemlidir.


Kişi kendini güvende ve konforlu hissettiğinde, herhangi bir şey için elinden gelenin en iyisini yapmaya ya da en basit haliyle kendi olabilmesi için en uygun ruh haline sahip oluyor. (Kristin Neff, The difference between self-compassion and self-esteem)

Öyleyse açık olmak; durumları kabul etmek ve tanımak, durumlara gardını almaya ihtiyaç duymadan ve çevreyle iletişim kurmaya devam ederek hem sakin hem sağduyulu tepkiler vermek, durumlarla uyum içinde yaşamak ve aynı zamanda bireyin kendisi için en iyi sonuca ulaşması demektir. Birçoğumuz bunu tanıdık durumlarda deneyimleyebiliyoruz, peki başımıza daha önce gelmeyen bir şeylerle karşılaştığımızda ne oluyor?


Bilinmeyen Durumları Güvensizlikle Yaşama


Daha önce karşılaşılmayan, aşina olunmayan durumları güvensizlik hissiyle yaşamayı ele alalım. Kişi yabancı bir şeyi ya da birini gördüğü zaman içgüdüsel olarak bunu ya da bunları tehdit olarak algılar ve cevap olarak istemli ya da istemsizce kendini koruma altına alır. Bu da, kişinin kendisini kapatmasına neden olur.





Kolları göğsün üstünde bağlamak aslında bir savunma şekli olarak kendini kapatmadır. Kişi kollarının ardına saklanır ya da bunu bir şeyi reddetme anlamında kullanır ki bu da kendini güvene almaktır:

Kabul etmediğim şeyle arama barikat koyuyorum.

Aynı şekilde stres halinde kendini sıkmak, kasmak, bacakları içe çekmek bir zamanlar en güvenli barınağımız olan anne karnındaki cenin pozisyonunu alma çabamızdır.

Güvensizlik durumunda vücut korkar, paralelinde adrenalin ve stres hormonu salgılar. Yaşadığı kimyasal süreçler sonucu vücut kendini bir savaşın ortasında hisseder.

Savaş ya da kaç.

Güvensizlik hissi yüzünden savaşmak ya da kaçmak elbette çok insani bir tercihtir. Fakat bireyin durumdan en iyi sonucu olması için en uygun ruh halinin bu olmadığını biliyoruz.

Bunun birinci sebebi evrimsel olarak bakıldığında, uyum sağlayan ve iş birliği yapan insanların savaşan ve rekabet halinde olan insanlara göre daha uzun yaşayıp daha çok üremesidir (Zümra Atalay, 2019).

İkinci sebebi ise kişinin bu pozisyondayken geçmişin yargılarını ve duyguyu hatırlatan durumlara tepkilerini hatırlamasıdır. Mevcut duruma zorlayıcı fazladan bir yük gelir: Başka duruma ait bir yük. Böylece durum olduğundan karmaşıklaşır ve kişi durumları olduğu haliyle idrak edemeyebilir. Yanıltıcı bilgiler sonucu kişinin eylem seçenekleri kümesi, kişi için en faydalı eyleme göre daha az faydalı ya da zararlı eylemlerle bulanıklaşır.

Dolayısıyla kişinin kendisi için en iyi sonucu verecek eylemi seçmesi zorlaşır.

Özellikle kişi kendine şefkat göstermiyorsa, savaş alanı kendisidir ve kaçması gereken kişi de. Bir süre sonra vücut bu durumlar karşısında kayıtsızlaşır ve onları görmezden gelmeye başlar. Kişinin durumları yok sayması, gerçekleri değiştiremez…

Sonrası belki de...

tükenmişlik, hayattan zevk almama, keyifsizlik...

Peki başka bir seçenek mümkün mü?.. Bu soruyu bir sonraki yazıda cevaplandırmaya çalışacağım. Sevgiler, Hande

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Telif Hakkı©2020 FINECOACHING. Tüm Hakları Saklıdır. İçerikleri tümü olmak şartıyla, değiştirilmeden, bedava olarak, ve bu telif hakkı uyarısı ve internet bağlantısı (https://www.thefinecoaching.com/) ile birlikte kopyalamaya ve dağıtmaya izin verilmiştir.